Üstelik artık geri dönüşü olmayan bir
noktaya yaklaşılıyor.
Hiçbir önlem alınmazsa bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın
ortalama 2 derece artacağı tahmin ediliyor.
2007’nin de dünya genelinde kayıtların tutulmaya başlandığı
son 150 yıllık dönem içinde en sıcak yıl olabileceği
öngörüsü var.Peki bu
sıcaklık artışı yani
küresel ısınma
nelere yol açıyor, hayatımızı nasıl etkiliyor?
Dünya iklim sisteminde değişikliklere
neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden,
okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın
her yerinde hissediliyor.
Kutuplardaki buzullar eriyor, deniz suyu seviyesi yükseliyor
ve kıyı kesimlerde toprak kayıpları artıyor.Örneğin
1960’ların sonlarından bu yana Kuzey Yarıküre’de kar
örtüsünde yüzde 10’luk bir azalma oldu. 20’inci yüzyıl
boyunca deniz seviyelerinde de 10-25 cm arasında bir artış
olduğu saptandı.
Küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde
kasırgalar, seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı
artarken bazı bölgelerde uzun süreli, şiddetli kuraklıklar
ve çölleşme etkili oluyor.
Kışın sıcaklıklar artıyor, ilk bahar erken geliyor, sonbahar
gecikiyor, hayvanların göç dönemleri değişiyor. Yani
iklimler değişiyor.
İşte bu değişikliklere dayanamayan bitki ve hayvan türleri
de ya azalıyor ya da tamamen yok oluyor.
Küresel ısınma insan sağlığını da doğrudan etkiliyor
Bilimadamları, iklim değişikliklerinin kalp, solunum yolu,
bulaşıcı, alerjik ve bazı diğer hastalıkları
tetikleyebileceği görüşünde.
Biz neler yapabiliriz ? sorusunun cevabı,
Neler yapabiliriz ?
başlıklı içeriğimizde. Ayrıca
Yapmamız Gerekenler
başlığına da bakabilirsiniz.
Kaynak:
kuresel-isinma.org
Küresel Isınmanın Nedenleri: Hava
koşullarının uzun bir zaman kesiti içinde ortalama durumu
iklim olarak tanımlanır. Dünya son bir milyar yıl içinde
yaklaşık ikiyüzelli milyon yıl süren sıcak dönemler ve
bunların ardından gelen dört büyük soğuk dönem geçirmiştir.
Dünya yaklaşık elli milyon yıl önce soğuk bir döneme daha
girmiş, bu dönemde yüzbin yılda bir on bin yıl süreyle
görülen sıcak dönemlerin haricinde soğuma eğilimi
göstermiştir. Şu an bu sıcak dönemlerden biri yaşanmaktadır.
Dört bin yıl önce başlayan sıcaklık düşüşleri sonucunda
Dünya'nın soğuma eğiliminin artması beklenmekteydi fakat bu
artış son yüzelli yıldır gerçekleşmemiştir.
Güneş gibi doğal etkenlerle büyüyen bu artışın nedeni,
özellikle son dönemlerde, büyük ölçüde insan kaynaklı olan sera
etkisiyle oluşan
küresel ısınmadır.
Güneşin Etkisi:
ESA bilim adamlarından Paal
Brekke; iklim bilimcilerinin uzun süredir Güneş beneklerinin
11 yıllık döngüsel hareketini ve Güneş'in yüzyıllık süreçler
içinde parlaklık değişimini incelediklerini belirtmiştir.
Bunun sonucunda Güneş'in manyetik alanı ve protonlar ile
elektronlar biçiminde ortaya çıkan güneş rüzgarının, Güneş
sisteminde kozmik ışımalara karşı bir kalkan görevinde
olduğu açıklanmaktadır. Güneş'in değişken aktivitesiyle
zayıflayabilen bu kalkan, kozmik ışımaları geçirmektedir.
Kozmik ışımaların fazla olması bulutlanmayı arttırmakta,
Güneş'ten gelen radyasyon oranını değiştirerek küresel
sıcaklık artışına neden olmaktadır.
Güneş'ten gelen ultraviyole ışınım aynı zamanda kimyasal
reaksiyonların oluştuğu (ve dolayısıyla atmosferin tamamını
etkileyen)
ozon tabakası
üzerinde değişikliğe yol açacaktır.
Dünya'nın Presizyon Hareketi:
1930 yılında Sırp bilim adamı Milutin MİLANKOVİÇ Dünya'nın
Güneş çevresindeki yörüngesinin her doksanbeş bin yılda
biraz daha basıklaştığını göstermiştir. Bunun dışında her
kırkbir bin yılda Dünya'nın ekseninde doğrusal bir kayma ve
her yirmi üç bin yılda dairesel bir sapma bulunduğunu
belirtmiştir. Günümüz bilim adamlarının bir çoğu Dünya'nın
bu hareketlerinden dolayı zaman zaman soğuk dönemler
yaşadığını ve bu soğuk dönemler içindeyse yüz bin yıllık
periyotlarda on bin yıl süreyle sıcak dönemler geçirdiğini
bildirmektedir. Bu da Dünya'nın doğal ısınmasının bir
nedenini oluşturmaktadır.
El Nino'nun Etkisi:
"Güney salınımı sıcak olayı" olararak tanımlanabilecek El
Niño hareketi, 1990-1998 yıllarında tropikal doğu Pasifik
Okyanusu'nda deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalden 2-5º
daha yüksek olmasına neden olmuştur. Özellikle 1997 ve 1998
yıllarındaki rekor düzeyde yüzey sıcaklıklarının
oluşmasında, 1997-1998 kuvvetli El Niño olaylarının
etkisinin önemli olduğu kabul edilmektedir. 1998'deki çok
kuvvetli El Niño bu yılın küresel rekor ısınmasına katkıda
bulunan ana etmen olarak değerlendirilebilir.
Fosil Yakıtlar:
Kömür, petrol ve doğalgaz dünyanın bugünkü enerji
ihtiyacının yaklaşık u'lik bölümünü sağlamaktadır.
Yapılarında karbon ve hidrojen elementlerini bulunduran bu
fosil yakıtlar, uzun süreçler içerisinde oluşmakta fakat çok
çabuk tüketilmektedir. Dünyanın belirli bölgelerinde
toplanmış bu yakıtların günümüz teknolojisiyle ¾'ünün
yarısının çıkarılması imkansız; diğer yarısının ise
çıkarılması teknik olarak çok pahalıdır. Bu da fosil
yakıtları yenilenemeyen ve sınırlı yakıtlar sınıfına
sokmaktadır.
Sera gazları:
Sera Gazları Oluşumu:
Güneş'ten gelen ışınların bir bölümü ozon tabakası ve
atmosferdeki gazlar tarafından soğurulur. Bir kısmı
litosferden, bir kısmı ise bulutlardan geriye yansır.
Yeryüzüne ulaşan ışınlar geriye dönerken atmosferdeki su
buharı ve diğer gazlar tarafından tutularak Dünya'yı
ısıtmakta olduğundan yüzey ve troposfer, olması gerekenden
daha sıcak olur. Bu olay, Güneş ışınlarıyla ısınan ama
içindeki ısıyı dışarıya bırakmayan seraları andırır; bu
nedenle de doğal sera
etkisi olarak adlandırılır
sera etkisinin
Önemi:
Sera etkisi doğal olarak oluşmakta ve iklim üzerinde önemli
rol oynamaktadır. Endüstri devrimi ile birlikte, özellikle
2. Dünya Savaşı'ndan sonra, insan aktivitesi sera gazlarının
miktarını her geçen yıl arttırarak yüksek oranlara
ulaştırmıştır.
Bu etkinin yokluğunda Dünya'nın ortalama sıcaklığının -18ºC
olacağı belirtilmektedir. Ancak yaşamsal etkisi olan sera
gazlarının miktarının normalin üzerine çıkması ve bu artışın
sürmesi de Dünya'nın iklimsel dengelerinin bozulmasına neden
olmaktadır.
Bu doğal etkiyi arttıran karbondioksit, metan, su buharı,
azotoksit ve kloroflorokarbonlar sera gazları olarak
adlandırılmaktadır. Ozon tabakasının incelmesi de başka bir
etkendir.
Sera Gazları :
Karbondioksit (CO2):
Dünya'nın ısınmasında önemli bir rolü olan CO2, Güneş
ışınlarının yeryüzüne ulaşması sırasında bu ışınlara karşı
geçirgendir. Böylece yeryüzüne çarpıp yansıdıklarında onları
soğurur.
CO2'in atmosferdeki kosantrasyonu 18. ve 19. yüzyıllarda
280-290 ppm arasında iken fosil yakıtların kullanılması
sonucunda günümüzde yaklaşık 350 ppm'e kadar çıkmıştır.
Yapılan ölçümlere göre atmosferdeki CO2 miktarı 1958'den
itibaren %9 artmış ve günümüzdeki artış miktarı yıllık 1 ppm
olarak hesaplanmıştır.
Dünyada enerji kullanımı sürekli arttığından, kullanılmakta
olan teknoloji kısa dönemde değişse bile, karbondioksit
artışının durdurulması olası görülmemektedir.
Sera Gazları: Metan
(CH4):
Oranı binlerce yıldan beri değişmemiş olan metan gazı, son
birkaç yüzyılda iki katına çıkmış ve 1950'den beri de her
yıl %1 artmıştır. Yapılan son ölçümlerde ise metan
seviyesinin 1,7 ppm'e vardığı görülmüştür. Bu değişiklik CO2
seviyesindeki artışa göre az olsa da, metanın CO2'den 21 kat
daha kalıcı olması nedeniyle en az CO2 kadar dünyamızı
etkilemektedir.
Amerika ve birçok batı ülkesinde çöplüklerin büyük yer
kaplaması sorun yaratmaktadır. Organik çöplerden pek çoğu
ayrışarak büyük miktarda metan salgılamakta, bu gaz da
özellikle iyi havalandırması olmayan ve kontrol altında
tutulmayan eski çöplüklerde patlamalara ve içten yanmalara
neden olmaktadır. Daha da önemlisi atmosfere salınan metan
oranı artmakta ve bunun sonucu olarak da sera
etkisi tehlikeli boyutlara
varmaktadır.
Sera Gazları:
Azotoksit ve Su Buharı:
Azot ve oksijen 250ºC sıcaklıkta kimyasal reaksiyona giren
azotoksitleri meydana getirir. Azotoksit, tarımsal ve
endüstriyel etkinlikler ve katı atıklar ile fosil yakıtların
yanması sırasında oluşur. Arabaların egzosundan da çıkmakta
olan bu gaz, çevre kirlenmesine neden olmaktadır.
Sera etkisine yol
açan gazlardan en önemlilerinden biri de su buharıdır. Fakat
troposferdeki yoğunluğunda etkili olan insan kaynakları
değil iklim sistemidir.
Küresel ısınmayla
artan su buharı iklim değişimlerine yol açacaktır.
Sera Gazları:
Kloroflorokarbonlar (CFCs):
CFC'ler klorin, flüorin, karbon ve çoğunlukla da hidrojenin
karışımından oluşur. Bu gazların çoğunluğu 1950'lerin ürünü
olup günümüzde buzdolaplarında, klimalarda, spreylerde,
yangın söndürücülerde ve plastik üretiminde
kullanılmaktadır. Bilimadamları bu gazların ozonu yok ederek
önemli iklim ve hava değişikliklerine neden olduklarını
kanıtlamışlardır. Bu gazlar; DDT, Dioksin, Cıva, Kurşun,
Vinilklorid, PCB'ler, Kükürtdioksit, Sodyumnitrat ve
Polimerler'dir.
Sera Gazları:
Kloroflorokarbonlar (CFCs):
1- DDT: 1940-1950 yılları arasında dünya
çapında tarım alanlarındaki böcekleri zehirlemek için
kullanılmıştır. Kimyasal adı 'diklorodifeniltrikloroetan'dır.
Klorin içeren bu gazın insan dahil diğer canlılar için de
öldürücü olduğu fark edildikten sonra üretimden
kaldırılmıştır.
2- Dioksin: 100'ün üstünde çeşidi vardır.
Bitkilerin ve böceklerin tahribatı için kullanılır. Çoğu
çeşidi çok tehlikelidir; kansere ve daha birçok hastalığa
neden olmaktadır.
3- Cıva: Cıvanın en önemli özelliği diğer
elementler gibi çözünmemesidir. 1950-1960 yılları arasında
etkisini önemli ölçüde göstermiş, Japonya'da birkaç yüz
balıkçının ölümüne neden olmuştur. Bir ara kozmetik
ürünlerinde kullanılmışsa da daha sonra son derece zehirli
olduğu anlaşılıp vazgeçilmiştir.
4- Kurşun: Günümüzde kalemlerin içinde
grafit olarak kullanılmaktadır. Vücudun içine girdiği
takdirde çok zehirleyicidir; sinir sistemini çökertip beyne
hasar verir.
5- Vinilklorid: PVC yani 'polyvinyl
chloride' elde etmek için kullanılan bir gaz karışımıdır.
Solunduğunda toksik etkilidir.
6- PCB'ler: PCB, İngilizce bir terim olan 'polychlorinated
biphenyls' ten gelmektedir. Bu endüstriyel kimyasal toksik
ilk olarak 1929'da kullanılmaya başlanmış ve 100'ün üstünde
çeşidi olduğu tespit edilmiştir. Bunlar büyük santrallerdeki
elektrik transformatörlerinin yalıtımında, birçok elektrikli
ev aletlerinde aynı zamanda boya ve yapıştırıcıların
esneklik kazanmasında kullanılmaktadır. Bunun yanında
kansere yol açtığı bilinmektedir.
7- Sodyumnitrat: Füme edilmiş balık, et ve
diğer bazı yiyecekleri korumak için kullanılan bir çeşit
tuzdur. Vücuda girdiğinde kansere yol açtığı bilinmektedir.
8- Kükürtdioksit (SO2): Bu gaz sülfürün,
yağın, çeşitli doğal gazların ve kömürle petrol gibi fosil
yakıtların yanması sonucu açığa çıkar. Kükürtdioksit ve
azotoksidin birbiriyle reaksiyonu sonucunda asit
yağmurlarını oluşturan sülfürürik asit (H2SO4) oluşur.
9- Polimerler: Doğal ve sentetik çeşitleri
bulunmaktadır. Doğal olanları protein ve nişasta içerirler.
Sentetik olanlarıysa plastik ürünlerinde ve el yapımı
kumaşlarda bulunup naylon, teflon, polyester, spandeks,
stirofoam gibi adlar alırlar.
Sera Gazları: Ozon:
Ozon tabakasının incelmesi "Küresel Isınma"yı dolaylı yoldan
arttırmaktadır. USNAS'ın 1979'da yayınladığı raporda, ozon
tabakasında %5 - arasında bir azalma olduğu gözlemlendiği
öne sürülmüştür.
Oysa bundan bir yıl önce Kasım 1978'de uzaya fırlatılan
Nimbus-7 uydusundan alınan verilere göre toplam atmosferik
ozon seviyesi 1979-1991 yılları arasında orta enlemlerde
%3-%5, yukarı enlemlerde %6 ila %8 arasında azalmıştır (Gleason
1993). 1992 yılında Antartika'daki Ozon seviyesi ise
1979'daki seviyenin P'sine inmiştir. 1950 ve 60'lı
yıllardaki ozon kalınlığı da 1990'lı yıllardan sonra 1/3'üne
kadar inmiştir. "The National Research Council"ın 1982 Mart
raporuna göre CFC salınımı bu şekilde devam ederse 21.
yy'nin sonunda stratosferdeki ozon miktarı %5 ile arasında
bir değerde azalacaktır.
Sera Gazlarının Bilinen ve Olası Etkileri:
Dünyanın sıcaklığı sanayi devriminden bu yana 0,45ºC
artmıştır. Bunun esas nedeni fosil yakıtların yanması sonucu
açığa çıkan CO2 ve diğer sera gazlarıdır. Artan nüfus ve
büyüyen ekonominin enerji gereksinimleri
de fazlalaşmaktadır. Bu gereksinimin karşılanması ise fosil
yakıt tüketiminin artmasına ve atmosferdeki CO2 miktarının
büyük ölçüde çoğalmasına neden olmaktadır. Sıcaklık
artışının olası etkileri teoriler biçiminde incelenmektedir.
Şehirlerin Isı Adası Etkisi:
Güneşli ve sıcak günlerde, yoğun nüfuslu ve yüksek binaların
sıklıkla görüldüğü kentsel bölgelerin çevrelerine göre daha
sıcak olmaları, şehirlerin ısı adası etkisini oluşturur. Bu
asfaltlanmış alanlar,bitki topluluklarının köreltilmiş
olduğu bölgeler ve siyah yüzeyler "ısı adası etkisi"nin
başlıca nedenleridir.
Kentleşmiş alanlarda hava dolaşımının yapılaşmanın artışıyla
engellenmesi ve doğal iklim ortamının bozulması yerel bir
ısınmaya yol açar. Bu tür yerel ısınmalar da küresel
ısınmayı arttırıcı etkidedir.
Şehir planlamasında ve bina yapımında güneş ile yapı
arasındaki ilişkinin iyi ayarlanması ısı adası etkisini
engelleyecektir.
Örnek Şehirler:Detroit (USA), Los Angeles (USA) ,Hong Kong
(ÇİN)...
Smog:
Havaya salınan fazla miktardaki gazlar, atmosferdeki havayı
yoğunlaştırır, gaz tabakasını kalınlaştırır. Bu yüzden gelen
güneş ışınları daha fazla emilir, daha az yansıtılır ve
yapay bir
sera etkisi oluşur.
Gazlar, özellikle büyük şehirlerde, Hava Yoğunluğu (Smog)
oluşturarak etkili olmaktadır.
Smog oluşumunun bulunduğu yerleşim yerlerinde yaşayan
insanlarda
- Akciğer ağrıları
- Hırıltı
- Öksürük
- Baş ağrısı
- Akciğer iltihapları görülür.
Sera Gazlarının Bilinen ve Olası
Etkileri:
Kuraklık ve seller: Sera etkisi çeşitli iklim
değişikliklerine yol açacaktır. Önlem alınmadığı takdirde
bazı doğa olaylarının olumsuz etkileri çok büyük boyutlara
ulaşacaktır.
Güç üretiminde azalma: Elektrik güç
santrallerinin tamamı suya ihtiyaç duymaktadır. Sıcak geçen
yıllarda elektrik istemi artacak fakat su miktarının
azalmasından dolayı elektrik üretimi düşecektir. Bu da
devlet ve halklara ekonomik sıkıntılar yaşatacak, çeşitli
sorunlara neden olacaktır.
Nehir ulaşımında problemler: Sıcaklık
artışına bağlı olarak nehir sularının alçalması, suyolu
ticaretine engel oluşturup ulaşım giderlerini
arttırmaktadır.
"Kurtuluş teknik servis olarak küresel ısınmaya karşı
üzerimize düşen vazifeyi yapıyoruz ve halkımızı bu konuda
bilinçlendirici yazıları sitelerimizde yayınlıyoruz"
Numan Ayanoğlu
|